Yardımlaşma ve Dayanışma ile ilgili Ayet ve Hadisler

Konusu 'Ayet ve Hadisler' forumundadır ve Elif tarafından 7 Mart 2014 başlatılmıştır.

  1. Elif

    Elif Yönetici Admin

    Toplumsal yardımlaşma ve dayanışma ile ilgili ayetler

    Her insanın, yaşadığı toplumuna karşı, birtakım sorumlulukları vardır. Bunların başında, imkanı olanların ihtiyaç sahiplerini maddi ve manevi yönden desteklemeleri gelir. Bu yüzden İslam, insanlar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik edici bazı ilkeler öngörmüştür. İslam'ın öngördüğü bu ilkeler, İslam toplumlarında sosyal hayatın barışa dayalı olarak sürdürülmesi açısından son derece önemlidir. Kur'an'da ve Hz. Peygamber ’in (s.a.v) hadislerinde bu alanda Müslümanlara yüklenen sorumluluklar hatırlatılır. Kur'an'da geçen bir ayette yardımlaşma konusunda Müslümanların özveride bulunma ahlakları şöyle anlatılır: ''...Kendilerinin ihtiyaçları olsa bile, yoksul kardeşlerini tercih edip onların ihtiyaçlarına koşarlar. Kim kendi nefsinin cimriliğinden korunursa kurtuluşa ermiştir.''
    Hz. Peygamber (s.a.v) de hadislerinde sosyal yardımlaşma ve dayanışma üzerinde durmuştur. Onun bu konudaki sözlerinden bazıları şöyledir:

    “Komşusu aç iken bunu bildiği halde kendisi tok yatan gerçekten iman etmiş olamaz.”

    “Kim kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da o kimsenin ihtiyacını giderir.”

    İslam’da bencilliği ve çıkarcılığı yere seren; karşılıklı sevgi, yardımlaşma, paylaşma ve dayanışma ruh ve ülküsünü teşvik eden anlayışın arka planında böyle bir öğreti vardır. Toplum hayatında varlıklı kesim ile ihtiyaç sahipleri arasında kurulacak sosyal dengeler sayesinde toplumsal barış güçlenir. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v), zekâtı, zengin ve fakir arasında kurulan barış köprüsüne benzetir: “Zekât, İslam’ın köprüsüdür.”
    İslam, sosyal barışı zedelememek için, toplumun tüm fertlerinin servetten hakkaniyet ölçülerinde yararlanabilmesi esası getirmiştir. Şüphesiz servet dağılımında adalet fikrinin model yapısını oluşturan Kur’an’daki en önemli ayetlerden biri şudur: “... Öyle ki mallar sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir meta/devlet(güç) olmasın...”

    Bu sebeple İslam, zenginlerin zekât vermesini dini bir sorumluluk olarak saymıştır. Eğer bir toplumun mevcut kaynaklarının, bütün toplum kesimleri arasında adil ve hakkaniyet esaslarına göre bölüşümü gerçekleştirilemez de bazı toplumsal gruplar refah içinde yaşayabilecek şekilde bir pay sahibi kılınırsa, gelir dağılımındaki adaletsizlikten toplumun diğer kesimleri günlük ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak bir şekilde yoksulluk içinde ve açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilir. Böyle bir ortamda yoksulluk, ruhi gelişmenin en büyük düşmanı olur. Fakirlik bazen de bütün toplumu Allah’a karşı sorumluluk bilincinden uzaklaştırarak ruhi gelişmeyi öldürücü bir materyalizmin kollarına iter. Hz. Peygamber (s.a.v) şu uyarıcı sözleriyle kesinlikle bunu kastetmiştir: “Fakirlik insanı küfre yaklaştırayazdı.”

    Buradaki küfür, ahlaki çöküntü anlamınadır. Yaşadığımız dünyada açıkça görmekteyiz ki ekonomik açıdan fakirlik insanları istemese de suça itmektedir. İslam dini yoksulluk problemini çözmek için zekâttan fitreye, sadakadan borç vermeye, vakıftan nafakaya varıncaya kadar, çeşitli alternatif sosyal dayanışma ve yardımlaşma müesseseler ortaya koymuştur. Bu müesseselerin işletilebilmesi için öncellikle webokur.net Allah’a ve yaratıklara karşı saygılı, ahlaki değerlerle donanmış bir toplumun inşasına ihtiyaç vardır. İslam dini, sosyal adalet temeline dayanan bir öğreti olarak sosyal dayanışmanın örneklerini ortaya koymuştur. İslam, zayıfların ve mazlumların koruyucusudur. Ekonomik açıdan maddî imkanı olmayan fakirleri, yetimleri, dulları, borçluları ve her türlü ihtiyaç sahiplerini koruyucu, destekleyici ve takviye edici temel esaslar getirmiştir. Çünkü Kur’an’a göre, yardımlaşmanın kesildiği bir toplumda büyük fitne ve kargaşalar ortaya çıkar.
    Bu sebeple, varlıklı Müslümanlardan ihtiyaç sahiplerine zorunlu ve gönüllü olarak yardım etmeleri istenmiştir.
     
    Son düzenleme: 7 Mart 2014