Yeditepe istanbul ile ilgili şiir

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve Nehir tarafından 21 Mart 2015 başlatılmıştır.

  1. istanbul Yeditepe ile ilgili şiir

    Yedi Tepe İstanbul!

    Yedi tepeden gelir
    En yeşil sevdaların
    Göğsüne insanların.
    Yeller eser üstünde
    Yeşeren bahçelerin,
    Yediveren güllerin,
    Tepelerin İstanbul!


    Başında Karadeniz
    Koynunda Kızkulesi
    Demirlemiş gemiler
    Marmara’da kalbine.
    Sahilinde insanlar,
    Çığlık atar martılar
    Sularında İstanbul!


    Yeşille dans ediyor
    Yamaçta erguvanlar,
    Efsunludur rüzgarlar
    Büyüyen dev ağaçlar
    Tarihten anı saklar.
    Boğazında gerdanlar
    Koruların İstanbul!


    Saplanır kutlu oklar
    Göğüne mabetlerden,
    Minarelerden ezan
    İnlerken her bir yandan
    Süleymaniye ayan
    Hatırlatır Rahman’ı
    Camilerin İstanbul!


    Görkemli saltanatın
    Tahtında sultanların
    Eskiyen zamanların
    Gölgesinde aşkların
    Tarihi yapanların
    Yılmayan mekanları
    Sarayların İstanbul!


    Boğazındaki kement
    Bağlarken kıtaları;
    Sırların sırlarında
    Şehirlerin şehrinde
    Münzevi adam gibi
    Sensin en bahtiyarı
    Şehirlerin İstanbul!


    Sende yaşayan bulur
    Şarkılarında huzur.
    Bulamazlar, yok olur
    Sevdalarında kusur.
    Gözlerinden akar nur
    Sevgilerinde cesur
    Aşklarında İstanbul!

    Ünsal Ünlü


    İstanbul Türküsü
    İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
    Bir garip Orhan Veliyim;
    Veli’nin oğluyum,
    Tarifsiz kederler içinde.
    Rumelihisarına oturmuşum,
    Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:

    İstanbulun mermer taşları;
    Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
    Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;
    Edalım,
    Senin yüzünden bu halim.
    İstanbulun orta yeri sinema;
    Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
    El konuşur, sevişirmiş, bana ne?
    Sevdalım,
    Boynuna vebalim!

    İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.
    Bir fakir Orhan Veli;
    Veli’nin oğlu,
    Tarifsiz kederler içindeyim.

    Orhan Veli KANIK



    Canım İstanbul
    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
    İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

    İstanbul benim canim;
    Vatanim da vatanim…
    İstanbul,
    İstanbul…

    Tarihin gözleri var, surlarda delik;
    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…
    Bulutta saha kalkmış Fatih’ten kalma kir at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…
    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
    Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet…

    O manayı bul da bul!
    İlle İstanbul’da bul!
    İstanbul,
    İstanbul…

    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.
    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
    Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…
    Bir ses, bilemem tambur gibi mi, ud gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir katibi mi…

    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.
    İstanbul,
    İstanbul…

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
    Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler…
    Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar…

    Gecesi sümbül kokan
    Türkçe’si bülbül kokan,
    İstanbul,
    İstanbul…

    Necip Fazıl Kısakürek



    İstanbul’u Dinliyorum
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar ağaçlarda;
    Uzaklarda, çok uzaklarda
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
    İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
    Kuşlar geçiyor derken
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
    Bir kadının suya değiyor ayakları;
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Serin serin Kapalıçarşı,
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular,
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
    Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
    İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Bir şey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı.
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
    Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
    Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorum
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul’u dinliyorum.

    Orhan Veli Kanık
     
    Son düzenleme: 19 Mart 2015