Yunus Emre Hakkında Kısa Bilgi

Konusu 'Türkçe edebiyat' forumundadır ve Ceren tarafından 11 Temmuz 2016 başlatılmıştır.

  1. Ceren

    Ceren Süper moderatör

    Yunus Emre Hakkında Kısa Bilgi

    YUNUS EMRE

    Yunus Emre on üçüncü yüzyıl tasavvuf şairidir. Hayatı ve kimliği hakkında kesin bilgi yoktur. Şiirleri asırlar boyunca zevkle ve hayranlıkla okunmuş, yalnız ülkemizde değil birçok ülkelerde de ilgi uyandırmış bulunan müstesna bir şahsiyettir. Türk halk şairlerinin tartışmasız öncüsü olan ve Türk’ün İslam’a bakışını Türk dilinin tüm sadelik ve güzelliğiyle ortaya koyan Yunus Emre, sevgiyi felsefe haline getirmiş örnek bir insandır. Yaklaşık 700 yıldır Türk milleti tarafından dilden dile aktarılmış, türkü ve ilahilere söz olmuş, yer yer atasözü misali dilden dile dolaşmış mısralarıyla Yunus Emre, Türk kültür ve medeniyetinin oluşumuna büyük katkılar sağlamış bir gönül adamıdır. Bazı kaynaklarda Anadolu’ya gelen Türk boylarından birine bağlı olup, 1238 dolaylarında doğduğu rivayet edilirse de bu kesin değildir; tıpkı 1320 dolaylarında Eskişehir’de öldüğü yolundaki rivayetlerde olduğu gibi.

    Bazı kayıtlardan ve şiirlerinden 1240 yıllarında doğduğu, 80 sene civarında yaşadığı, Bolulu olduğu, Eskişehir-Sarıköy’de (Bugünkü ismi Yûnus Emre) vefat ettiği ve buraya defnedildiği anlaşılmaktadır.

    Yaklaşık 700 yıldır Türk milleti tarafından dilden dile aktarılmış, türkü ve ilahilere söz olmuş, yer yer atasözü misali dilden dile dolaşmış mısralarıyla Yunus Emre, Türk kültür ve medeniyetinin oluşumuna büyük katkılar sağlamış bir gönül adamıdır.

    Bazı kaynaklarda Anadolu'ya gelen Türk boylarından birine bağlı olup, 1238 dolaylarında doğduğu rivayet edilirse de bu kesin değildir; tıpkı 1320 dolaylarında Eskişehir'de öldüğü yolundaki rivayetlerde olduğu gibi. Batı Anadolu'nun birkaç yöresinde "Yunus Emre" adını taşıyan ve onunla ilgili görüldüğünden "makam" adı verilen yer vardır.

    Bir garip öldü diyeler

    Üç gün sonra duyalar

    Soğuk su ile yuyalar

    Şöyle garip bencileyin

    diyen Yunus, belki de doğduğu ve yaşadığı topraklardan çok uzaklarda bu dünyadan göçüp gittiğini anlatmak istemektedir.

    Tekke edebiyatının kurucusu sayılan Yunus Emre’nin yaşamı konusunda, kayıtlara geçmiş kesin bilgiler yoktur. Bütün bilinenler söylencelere, özellikle Bektaşi Velâyetnamesi’nin belirttiğine göre Yunus Emre, yoksul bir köylüydü. Kıtlık baş gösterince buğday istemek için, kerametini duyduğu Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına gitti. Kendisine üç kez”buğday mı, himmet mi”istediği sorulunca, buğday istediğini söyledi. Ancak daha sonra pişman olarak geri döndü ve “himmet”i istediğini söyledi. Kendisine, himmet anahtarının Taptuk Emre’ye verildiği, gidip ona başvurması gerektiği söylenince, derviş olarak Taptuk Emre’nin dergâhına girdi. O dönemde bütün mutasavvıfları Hacı Bektaş Veli’ye bağlamaya çalışan Bektaşi Velâyetnamesi’nde Yunus Emre’nin tasavvuf yoluna girişi böyle anlatıldıktan sonra yaşamı konusunda kesin olmayan kimi bilgiler verilmektedir.

    Şiirlerinden çıkarılan bilgilere göre Yunus Emre’nin, ümmi(okuması yazması olmayan) bir ozan değildir; tersine medrese eğitimi görmüş, Kur’an ve hadis bilimini öğrenmiş bilgili bir kimsedir. Tasavvuf düşüncesini İşlerken, özgün bir yaratıcılık göstermesi bunu kanıtlamaktadır. Yunus Emre’nin tasavvuf anlayışı, kimi araştırmacılarca Mevlana’ya bağlanır. Kendisi de şiirlerinde Mevlana’ya olan sevgi ve bağlılığı dile getirir. Konya’ya giderek Mevlana’ya görüştüğü de bilinmektedir. Bundan başka, Anadolu’nun birçok yöresini, Azerbaycan’ı ve Şam’ı gezdi. Henüz siyasal birliğin kurulmadığı dönemde Anadolu’da tasavvuf düşüncesini, lirik ve içten şiirleriyle benimsettiği, kendisini şeyh olarak kabul ettirdiği geniş halk kitlelerince ermiş sayıldı. Birçok halk ozanı Yunus Emre mahlasıyla şiir yazdı. Çeşitli yerlerde, mezarı olduğu ileri sürülen “makam”larının olması, Yunus Emre’nin günümüzde bile birleştirici özelliğini göstermektedir. Mezarının Sarıköy2de bulunduğu kabul edilerek burada bir Yunus Emre anıt-türbesi yapılmıştır (1970)

    Anadolu’da tekke şiiri geleneğini başlatan ve bu geleneğin en önemli temsilcisi olan Yunus Emre, şiirlerinde, tasavvufa uygun düşünce ve yaşam biçiminin değerlerini dile getirdi. Katışıksız, içten bir Tanrı sevgisinin temelini oluşturduğu bu şiirlerde, yaşamın gelip geçiciliğini, dünya malının insandaki cevheri yozlaştıracağını, bağlılığın, acımanın, erdemli olmanın önemli olduğunu, insanın kendisini Tanrı’dan uzaklaştıracak nefis düşkünlüklerini yenmeyi bilmesi gerektiğini vurguladı. Yunus Emre’nin şiirlerinin çıkış noktalarından biri de, insanı sevmeye verdiği önem oldu. Ona göre, insandaki(kendisindeki) tanrısal özü görüp, ikiyüzlülükten uzak sevebilen insan, olgun insandır; çünkü, insanı seven, Tanrı’yı sever. Gerçekte bu sevgi bütün varlıklar için aynı olmalıdır. Çünkü her varlıkta tanrısal öz vardır(vahdet-i vücut: çokluğun birliği). Yunus Emre’nin önerdiği bu sevgiye dayanan yaşama biçimi ve düşünce sistemi daha sonra gelen pek çok ozanca, yüzyıllar boyunca yaşatılarak etkisini duyurdu.

    Yunus Emre, hem aydınlara, hem de halk kitlelerine seslendiği şiirlerinde aruza da, heceye de yer verdi. İlahilerini heceyle, klasik koşma biçiminde ve halkın konuşma dilindeki kullanımlarıyla, deyimleriyle çeşitlendirdiği yalın bir dille yazarken, kimi şiirlerinde yalın dilden ayrıldı, musammat gazel biçimini kullandı. Bununla birlikte, bütün şiirlerinde Türkçe sözdizimini bozmadı. Saf bir Tanrı sevgisini kaynak olarak alması, içtenlikli anlatımı, sanatlı söyleyişe yönelmemesi, karmaşık tasavvuf düşüncesini halka sevdirmesinde ve öğretmesinde en önemli etken oldu. Yunus’un şiirleri bestelenerek tekkelerde eğitim amacıyla okundu.

    Yunus Emre’nin Divan’ını oluşturan şiirleri dışında öteki yapıtı, on üç beyitlik bir ön bölüm, bir nesir bölümü, 550 beyitlik üçüncü bölümden oluşan ve aruzla yazılan Risalet-ün-Nushiyye’dir. (Öğütler Kitabı, 1307). Yunus Emre’nin yaşamı ve düşünceleri, çağdaş sanatçılara da esin kaynağı oldu. Bunlar arasında Ahmet Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu(1946), Nezihe Araz’ın Dertli Dolap(1961) romanı. Recep Bilginer’in Yunus Emre (1974) oyunu sayılabilir.

    Yunus Emre’nin bilinen iki eseri vardır:

    1. Risâlet-ün-Nushiyye: Mesnevî şeklinde, “Fâilâtün Fâilâtün Fâilün” vezniyle yazılmış tasavvufî, ahlâkî, dînî bir eserdir.

    2. Dîvân: Yûnus Emre Dîvânının birçok yazma nüshaları vardır. Fakat bu Dîvân’daki bütün şiirlerin Yûnus Emre’nin olduğu söylenemez. Yûnus tarzında söylenen daha sonraki şâirlerin şiirleri de karışmıştır. Taş basması nüshaları da vardır.

    Yunus Emrenin Fikrî ve Edebî Şahsiyeti

    Yunus Emre, halk diliyle tasavvuf edebiyatının en büyük şairidir. Daha Orta Asya asırlarında Ahmed Yesevi ile başlayan halk tasavvuf şiiri; Türkistan, horasan ve Anadolu'da yüz yılı aşan bir işleniş çağından sonra, en üstün seviyesine Yunus Emre'de varmıştır. Yunus'un duygu ve düşünce âlemini hazırlayan kültürün kaynağında İslam İmanı vardır. Bu iman, dünyanın üç kıtasında tecrübe görmüş ve her yeni nesle zekâ ve irfan mirasları bırakmış bir milletin bağrında, kendi öz çevresini bulmuştur. Yunus'un bilgi ve düşünce âleminde, önce bu uzun, sabırlı ve sayısız hayat tecrübelerinden doğan irfan ışıldar. Onun yaradılış, varlık, yokluk, aşk ve Allah hakkında duygulu ve hummalı zihin yoruşları vardır ki aynı irfan kaynağından beslenir. Yunus, insan olan herkese karşı; fakir, zengin, Hıristiyan ve Müslüman ayrımı yapmayan, engin sevgiyle bağlıdır. Ondaki insan sevgisi, insan'da Allah'tan bir parça, ondan gelip bedenlenmiş bir cevher bulunduğunu bilmesindendir. Yunus, işte bu parçanın bütününe yani Allah'a âşıktır. O'nu gönlünde bilmenin heyecanıyla vurgundur. Bu heyecanı, Musa Peygamber'in konuştuğu çoban kadar saf bir gönülle duyar; aynı saflıkla söyler. Yeryüzünde bir ömür boyu vatanından uzak kalmış bir insan hüznüyle Yunus'un Allah diyarına karşı sonsuz hasret duyması da bundandır. Yunus, ömrü boyunca böyle bir nostaljinin hummalarıyla yanmış, şiirlerine bu hummanın hareketini vermiştir.

    Nihayet, bütün bu iç ve kafa hareketleriyle olgunlaşıp derinleşen, bazen coşkun, bazen rind ve her haliyle cana yakın bir derviş... Yunus Emre'nin şiirlerinden ve halk içine yayılan menkıbelerinden yükselerek yedi asır ötede canlanan simasını belli başlı çizgileri bunlardır. Yunus; duymuş, düşünmüş, inanmış ve bütün bu duyuş, düşünüş ve inanışlarını büyük bir sadelik ve kolaylıkla şiirleştirmeye muvaffak olmuştur. İslami taassubun, üzerinde durmaktan çekindiği birçok iman meseleleri ile cennet, cehennem, sırat ve benzeri gibi kavramlar, onun en zeki ve en hür düşüncelerine mevzu olmuştur. Şiirleri, eskilerin, sehl-i mümteni dedikleri, her dilin söyleyemeyeceği bir açıklık ve kolaylıkla terennüm edilmiştir.

    Yunus Emre'nin mezarı olduğu iddia edilen pek çok mezar ve türbe vardır. Bunlar; Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy; Karaman'da Yunus Emre Camii avlusu; Bursa; Aksaray ili Ortaköy ilçesi'nde; Ünye; Kula'da Emre köyü; Erzurum, Tuzcu(Dutçu) köyü; Isparta'nın Gönen ilçesi; Afyon'un Sandıklı ilçesi; Sivas yakınında bir yol üstü. Ayrıca Tokat'ın Niksar ilçesinde ve Azerbaycanda Şeki şehrinde de bulunmaktadır.

    Ayrıca, mutasavvıf Niyazi Mısri de Yunus Emre'nin mezarının (veya makamının) Limni Adası'nda bulunduğunu ifade etmiştir. Bunlar arasında bilim adamlarınca tartışma, Karaman ve Eskişehir'deki türbeler üzerine yoğunlaşmışsa da, Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgili menkıbe düşünüldüğünde Eskişehir Sarıköydeki türbenin asıl Yunus Emre türbesi olduğu düşünülebilir...

    Yunus Emre İle Alakalı Bibliyografya

    BAKIRCIOĞLU, M.Ziya, “Yunus Emre Divan”, Ötüken Yayınları, İstanbul 2003.

    BANARLI, Nihat sami, “Resimli Türk Edebiyatı Tarihi”M.E.B. Yayınevi, İstanbul 1971,1.s. 325-336

    BİLGİN, Azmi, “Y unus Eemre”, ŞuleYayınları,İstanbul 2000.

    DEMİRCİ, Mehmet, “Yunus Emre’de İlahi Aşk ve İnsanSevgisi”, Selcuk Yayınları, Ankara 1991.

    GÖLPINARLI, Abdülbaki, “Yunus Emre ve Tasvvuf”, İnkılap Kitabevi , İstanbul 1992.

    GÖLPINARLI, Abdülbaki,”Risalat al-Nushiyya ve Divan”,Eskişehir Turizm ve Tanıtma Derneği

    Yayınlar,1965.

    GÜNAY, Umay-HOROTA –Ozman,”Yunus Emre Risaletü’n-Nushiyye”,Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1994.

    GÜZEL, Abdurrahman, “Yunus Emre GÜLDESTE”,Akçağ Yayınları. Ankara2005.

    İLAYDIN, Hikmet, “Yunus Şiirinden Günümüze Yaklaştırmalar…”, Akçağ Yayınları, Ankara 1998.

    KARAKOÇ, Sezai,”Yunus Emre “,Diriliş Yayınları, İstanbul 1997.

    KÖPRÜLÜ, Orhan, “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar”,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1981.

    NERİMANOGĞLU, Kamil Veli, “Türk Dilinin Bestecisi Ressamı ve Mimarı”, Atatürk Kültür, Dil ve

    Tarih Yüksek Kurumu Yayınları, Ankara 1994.

    ÖZÇELİK, Mustafa, Yunus Emre”, Beyan Yayınları, İstanbul 1991.

    TATÇI, Mustafa, Yunus Emre Divanı 1-inceleme”,Ankara 1990b.

    TATÇI, Mustafa “Yunus Emre Divanı 2-Tenkitli Metin”, Ankara 1990b.

    TATÇI, Mustafa, “Âşık Yunus ve Diyer Yunusların Şiirleri”, Kültür BakanlığıYayıları, Ankara1991.

    TÜMURTAŞ,F. Kadri “Yunus Emre Divanı!,Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1980.

    TOPRAK, Burhan, “Yunus Emre Divanı “,İnkılap Kitabevi,İstanbul 1953.

    “YUNUS EMRE İle İlgili Makalelerden Seçmeler “, (Haz. Hüseyin ÖZBAY- Mustafa TATÇI), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara1990.

    Örnek Şiirler

    Aşk

    İşidin ey yârenler
    Kıymetli nesnedir aşk
    Değmelere bitinmez
    Hürmetli nesnedir aşk

    Dağa düşer kül eyler
    Gönüllere yol eyler
    Sultanları kul eyler
    Hikmetli nesnedir aşk

    Kime kim vurdu ok
    Gussa ile kaygu yok
    Feryad ile âhı çok
    Firkatli nesnedir aşk

    Denizleri kaynatır
    Mevce gelir oynatır
    Kayaları söyletir
    Kuvvetli nesnedir aşk

    Miskin Yunus neylesin
    Derdin kime söylesin
    Varsın dostu toylasın
    Lezzetli nesnedir aşk






    Aşksızlara Verme Öğüt

    Âşksızlara verme öğüt,
    Öğüdünden alır değil.
    Âşksız âdem hayvan olur,
    Hayvan öğüt bilir değil.

    Eksik olman ehillerden,
    Kaçagörün cahillerden,
    Tanrı bîzâr bahîllerden,
    Bahîl didâr görür değil.

    Kara taşa su koyarsan,
    Elli yıl ıslatır isen,
    Hemen taş gene bayağı,
    Hünerli taş olur değil.

    Taştan çıkar türlü sular,
    Ayağında biter neler,
    Câhil gönlü taştan beter,
    Câhil gelmez gelir değil.

    Boz yapalak, devlengece,
    Emek yime erte gece,
    Anın işi gözsepektir,
    Salıp ördek alır değil.

    Şah balaban, şahin, doğan,
    Zihî övmüş onu öven.
    Doğan zaif olur ise
    Doğanlıktan kalır değil.

    Ol 'iki cihân güneşi'
    Zâhir dünyasın değşirdi.
    Câhil onu öldü sanır,
    Ol hod ölmez öldü değil.

    Yunus olma câhillerden,
    Irak kalma ehillerden,
    Câhil ne var mü'min ise,
    Câhillikten kalır değil.