yunus emre hayatı ve yaşamını nerede geçirdi

Konusu 'Hayat hikayeleri' forumundadır ve Ceren tarafından 6 Kasım 2014 başlatılmıştır.

  1. Ceren

    Ceren Süper moderatör

    yunus emre hayatı ve yaşamını nerelerde geçirmiştir

    Yunus Emre hakkında bilgiler sınırlı düzeydedir. Nerde doğduğu bilinmiyor. 13. yüzyılın ortalarında Moğal istilası ve Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı dönemlerde yaşadığı tahmin ediliyor. Bu dönemin sarsıntı ve acıları Yunus‘un eserlerinde derin izler bıraktı. Babasının adı İsmail. Medrese eğitimi gördü.

    Arapça ve Farsça öğrendi. İran ve Yunan mitolojisiyle, tasavvuf tarihini inceledi. Hacı Bektaş ya da Sinan Ata’nın halifesi Taptuk Emre’nin dergahında hizmet etti. Taptuk Emre’nin düşüncelerini yaymak için Anadolu’yu dolaştı.

    Eskişehir Sarıköy, Manisa Buna ve Emreköy, Erzurum Dutçu Köyü, Isparta Keçiborlu ve Karaman’da adına yapılmış mezarlar var. Ama nerede öldüğü ve gömüldüğü kesin belli değil. Tasavvuf yorumunu benimseyen Yunus Emre‘nin keskin bir gözlem gücü, derin bir hoşgörü anlayışı var.

    Şiirlerini hece ölçüyle yazdı. Ama aruz denemelerine de yer verdi. Hece ölçüseyle yazdığı dörtlüklerin yanısıra yine hece ile beyitler ve gazeller de yazdı. Dili arı Türkçe değil. Yer yer Arapça ve Farsça tamlamalar kullandı. Sağlığında düzenlediği divanı bulunamadı. Günümüzdeki divanları derlemedir. 1904′te birinci, 1924′te ikinci basımları yapılan Divan-ı Aşık Yunus Emre‘nin yanısıra Burhan Toprak ve Abdülbaki Gölpınarlı’nın derleyip yayınladığı Yunus Emre divanları var.

    Yunus emre'nin yaşamını geçirdiği yerler

    Yunus Emre’nin hayatı hakkında elimizdeki bilgiler yetersizdir. Hakkındaki kaynakların en önemlisi yazdığı şiirlerdir. Doğum ve ölüm tarihleri, genellikle 1240 ve 1320 yılları olarak kabul edilmektedir. Yunus Emre’nin kişiliğini ve şiirlerini daha iyi anlayabilmek için yaşadığı devir hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir. 11. yüzyılın ortalarında Horasan’da kurulan Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun sınırları Anadolu’ya kadar dayanmıştı. Bu dönemde Anadolu’ya hâkim bulunan Bizans İmparatorluğu, Türk tehdidinden kurtulmak için Haçlı seferleri düzenlemeye başladı. Bu savaşlarda Selçuklular, Haçlılara üstün geldi ve Anadolu’yu fethettiler. Bir süre sonra Büyük Selçuklu İmparatorluğu, yerini Anadolu Selçuklu Devletine bıraktı. Haçlı seferleri bu dönemde de devam etti. Bu savaşlarda Türkler başarılı oldularsa da, hem Anadolu harap oldu, hem de devlet ciddî şekilde zayıfladı.
    Batıdan Haçlılar tarafından yıpratılmış olan Anadolu halkı, doğudan da Moğolların saldırılarına maruz kalmaya başladı. Moğollar 1231 tarihinde Sivas’a kadar gelmiş, halkın pek çoğunu öldürmüş, ordu gelinceye kadar çekilip gitmişlerdi. Bu saldırılarını zaman zaman tekrarlıyorlardı. Moğol istilasıyla iyice yıpranan halk, devlet korumasının yetersizliği sebebiyle kendi beyleri etrafında toplandı. Beyliklerin kuvvetlendiği ve birliğin bozulduğu bir süreç başladı. Beylikler bir yandan birbirleriyle, bir yandan Moğollarla, bir yandan da Selçuklu Devleti’yle mücadele ettiler.
    Sonuç olarak, istilalar, isyanlar ve yerleşme sıkıntıları ile çeşitli sosyal rahatsızlıkların ve iç huzursuzlukların boy gösterdiği bir manzara Anadolu’ya hâkim oldu. Anadolu, Haçlı seferleri, Moğol akınları, çeşitli isyanlar ve saltanat kavgaları ile kaynayan bir kazan hâline geldi. Yunus Emre’nin kişiliğini, şiirlerini, manevî dünyasını şekillendiren yaşadığı devir, çok karışık ve insanların büyük acılar çektikleri bir dönemdi.

    Yunus Emre böyle bir devirde hayatını, fikirlerini ve çabalarını Anadolu’da birlik ve beraberliğin kurulmasına harcadı. Tüm beylikleri gezdi, onlara birlik olmanın önemini anlatarak büyük bir hizmet verdi. Daha gençlik yıllarında, bilinmez sebeplerin dertlerini içinde biriktirmeye başladı. Derdi arttıkça, yalnızlık dostu oldu. Dertliler yoldaşı oldu. Kimin derdi olsa ona gidiyor, derdini O'nunla paylaşmaktan garip bir zevk alıyordu. O, devamlı, Yaradan'a yalvararak dertlilerin derdine çareler arıyordu.