Zamanı iyi kullanma ile ilgili kısa hikayeler

Konusu 'Kısa Özet Bilgiler' forumundadır ve Ceren tarafından 5 Ekim 2015 başlatılmıştır.

  1. Ceren

    Ceren Süper moderatör

    Zamanı iyi kullanma ile ilgili hikayeler kısa


    Almanca dil kursuna giden bir Türk öğrencinin yaşadıklar:

    Hoca çok disiplinli biriydi. Bilhassa zaman açısından hiç müsamahası yoktu. Bir hafta boyunca, kimin ne kadar dakika geç geldiğini tespit ediyor ve onları geç kaldıkları süre kadar sınıfta tutuyordu. Tabii, bu durum zaten kursa zor zaman ayırmış iş sahiplerinin hiçte hoşuna gitmiyordu. Bir gün haftalık cezası 18 dakika tutan bir arkadaş kızarak şöyle dedi:

    - Nerdeyse saniyeleri de hesap edeceksiniz. Neyse hatırınız için bir başka zaman on dakika sınıfta kalayım. Şimdi çok acil bir işim var…

    Yaşlı Alman gözlerini kırpıştırarak bir süre arkadaşı süzdü ve şöyle konuştu:

    -Olmaz. Çünkü siz acil işlerinize bu kadar önem vermiş olsaydınız, şimdi benden 18 dakikalık bu cezayı almazdınız. Zira ders de sizin için günlük, saatli bir işti. Bu bakımdan şimdi kalacaksınız ve 18 dakikalık bir ders vereceğim size. Belli ki, hoca da kızmıştı. Ben de merak ederek kaldım sınıfta.

    Şöyle devan etti:
    - Arkadaşlar zamanı iyi kullanmıyorsunuz. Bir broşür göstererek şuna bakınız. Lütfen, dedi. Bu bir tren tarifesiydi. Arkadaş göz ucuyla bakıp iade edecekti ki, “hayır daha iyi incelemenizi istiyorum” dedi. Trenlerin kalkış ve varış saatleri değişik ve karmaşıktı. Mesela kalkış 18:18 idi, 21:35’ti. Varışlar da hep öyleydi. 12:46 ve 09:27 idi.

    Cezalı arkadaş şöyle dedi:

    -Bakınız, işte burada Avrupalı kafanın mantıksızlığı açıkça görünüyor. Ne demek yani 18 geçeler,38 geçeler… Şuna üç buçuk, dört buçuk deseniz olmaz mı?

    Hiç olmazsa çeyrek deseniz de, hem de akılda kalacak bir sayı ve saat olsa…

    Yaşlı alman belli belirsiz bir tebessümle şöyle dedi:

    -Kendinize hakaret etmeyin. Çünkü bu tarifenin böyle düzenlenmiş olması “Avrupalı kafa”nın mantıksızlığı değil “Müslüman kafa”nın tutarlılığıdır. Çünkü biz zamanı kullanmayı Müslümanlardan öğrenmişizdir. İşte bu tren tarifesi de aynı anlayışın bir örneğidir.

    -Siz Müslümanların ibadetlerinde yer önemli değildir. Dünyanın her yerinde ibadet edilebilir; ama zaman çok önemlidir. Çünkü her ibadetin kendine ait bir vakti vardır. Hatta bu vakit, ibadetin şartıdır. İbadetlerin vakti de bizim tren tarifesi gibi hep böyle 18,17,13 geçelerdir. Üstelik bu vakitler de sürekli değişirler. Böylece de Müslümanlar her gün değişmekte olan zamana karşı uyanık durmakta, zamanın kıymetini anlamakta ve onu iyi değerlendirmek üzere hazırlanmaktadır. Bizim zamana bakışımızın ilham kaynağı Müslümanlardır.

    Yaşlı Alman Hoca “çıkabilirsiniz” dediği zaman hepimiz tarifi imkânsız mahcubiyet içindeydik.


    Zamanı iyi kullanma ( İki Arkadaş)

    İki arkadaş yola çıkarlar. Gidecekleri yere varırlar. Vardıkları yer göz alıcı bir güzellikte görünür onlara. Her tarafta insanlar alışveriş yapmakta, güzel ve çeşitli yiyecekler, kıyafetler satılmakta; insanların kimi neşe içinde kimi de mutsuz; ama alabildiğine canlı bir yaşam sürmektedirler.

    Askerlerden biri , kralın izin verdiği ölçüde bu güzelliklerden yararlanır, eğlenir, bu arada da kralın söylediklerini de hiç unutmaz. Onun istediklerini almak için 24 altının bir kısmını harcar, bir kısmını da yol parası için ayırır. Diğer asker ise gördüklerinden başı döner, kralın söylediklerini unutan bu asker eğlenceden başını alamaz, gününü gün eder, hatırına da kralı hiç getirmez. Nasıl olsa param çok, kaleden de uzaktayım deyip etrafında gördüğü güzelliklerden ölçüsüzce yararlanmak için altınlarının çok önemli bir kısmını harcar. Diğer asker parasını, ölçüsüzce harcayanı uyarır : ” Kralımız bizi buraya bu işler için değil alışveriş için gönderdi, eğlenmeye harcayacağımız zamanı ve parayı da söyledi, yapmamız gerekenleri bir bir anlattı, verdiği paranın hesabını soracağını söyledi hatırlasana… Bak paran çok az kalmış , bari onu harcama da yol parası olarak kullan.” der; ama dinletemez. Adam beş parasız kalır. Kaleye dönme zamanı da gelir çatar. Parasını kralın dediği gibi harcayan asker, rahat ve huzurlu bir şekilde kaleye varır ve kral tarafından ödüllendirilir. Diğeri ise yolda bin bir türlü eziyet çeker. Aç, susuz bir şekilde çölleri dağları ve denizleri aşar. Saraya perişan bir şekilde, dilenci kılığında gelir. Altınların hesabını veremediğinden kral tarafından cezalandırılır.”


    Zamanıni iyi kullan!
    Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı ögretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalısan öğrencilerine: "Hadi, küçük bir sınav yapalım" demiş

    Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış,dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerlestirmiş Kavanozda taş parçalari için yer kalmayınca sormus: "Kavanoz doldu mu?" Sınıftakı herkes, "Evet, doldu" yanıtını vermiş

    "Demek doldu ha" demiş hoca Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş, kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler

    Yeniden sormus öğrencilerine: "Kavanoz doldu mu?" İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler, "hayır, tam da dolmuş sayılmaz", demişler "Aferin" demiş zaman kullanım hocası Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmış Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındakı bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş Ve sormuş yeniden: "Kavanoz doldu mu?" "Hayır dolmadı", diye bağırmış öğrenciler

    Yine "Aferin" demiş hoca Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış Sormuş: "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkarttınız?" Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış: "şu dersi çıkarttık Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz"

    "Hayır" demiş öğretmen "Çıkartılması gereken asıl ders şu:

    Eğer, büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız, daha sonra asla koyamazsınız"

    Ve tabii, herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş:

    "Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri? Onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz?