Zararlı Alışkanlıklardan Korunma Yolları Nelerdir

Konusu 'Dini Bilgiler' forumundadır ve Eylem tarafından 7 Ağustos 2016 başlatılmıştır.

  1. Eylem

    Eylem Süper moderatör Yönetici

    Zararlı Alışkanlıklardan Kaçınmak

    Zararlı alışkanlıklarla kastedilen, insan bedenine zarar veren ve tiryakilik oluşturması sebebiyle insanı kendine esir eden maddelerin çeşitli şekillerde vücuda alınmasıdır. İslam dini bu maddelerin çoğunu kesin olarak yasaklamıştır. Yasaklanan maddelerin en başında şarap ve alkollü içecekler gelmektedir. Kur'an-ı Kerim bu tür içecekleri kesinlikle yasaklamıştır:“Ey iman edenler, sarhoşluk veren şeyler , şans oyunları, putperestçe uygulamalar ve gelecek hakkında kehanette bulunmak (falcılık) şeytan işi kötülüklerden başka bir şey değildir. Onlardan kaçının ki mutluluğa eresiniz.
    Şeytan, sarhoşluk veren şeyler ve şans oyunları ile aranıza düşmanlık ve nefret sokmaya ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymaya çalışır. Hâlâ vazgeçmeyecek misiniz?” (Maide 90-91)Alkollü içeceklerin yanında sağlıklı düşünmeye engel olan, aklı örten eroin, kokain vb. maddeler almak veya yapışkan koklamak da haram ve büyük günahtır. Sigara içmeyi de din alimlerimiz hoş görmemiş, insanların ondan uzak durmalarının dinimize daha uygun olduğunu söylemişlerdir. Yetişkin insanların sigara ve alkollü içeceklerin kullanımını kendilerine hoş görürken çocuklarını yasaklamaları, bu tür içecekleri kullanmanın bir büyüklük göstergesi olarak algılanmasına neden olmaktadır. Yeni yetişen gençler, büyüdüklerini ispat etmek veya karşısındaki insanlara kendini büyük göstermek için sigara içmeye veya alkol almaya heves etmektedirler. Başlangıçta sigaranın kokusundan ve genizlerini yakmasından nefret etmelerine, alkolün boğazlarını yakmasından acı duymalarına rağmen bunu belli etmemeye çalışmaktadır. Çünkü bunu açıkladıkları zaman, karşılarında bulunan kimselerin onları hâlâ çocuk olmakla değerlendireceklerinden korkmakta, bu ise onların onurlarını kırmaktadır. Bu yüzden sigara ve içkiye yeni başlayanlar, boğulacak gibi olsalar bile öksürüklerini tutmaya, yemek boruları acıdan yanacak gibi olsa da yüzlerini buruşturmamaya özen gösterirler. Aslında bu çok kötü birbirini kandırma oyunudur. Bu oyunlarla sigara ve alkol içilmeye devam edilir. Bu arada vücut bu maddelere alışır. Belli bir zamandan sonra artık onsuz yapamaz hale gelir. Zararlı maddeleri kullanan kişi artık onlara esir olmuş, iradesini o maddelere kendi eliyle teslim etmiştir.Zararlı alışkanlıklar kazandıran maddelerden uzak durmamız gerekir. Başka bir insanın emri altına girmekten nasıl hoşlanmıyorsak, kendi irademizi kötü kokulu, zararlı bu maddelere teslim etmemeliyiz. Ayrıca bilmeliyiz ki insanın büyüdüğü, yedikleri içtikleriyle belli olmaz. Biz büyüdüğümüzü, düşüncelerimizle, davranışlarımızla ve yaptığımız güzel işlerle belli etmeliyiz. Günümüzde gençlerin çoğu, eğitim imkanlarının geniş olması sebebiyle anne babalarından daha çok bilgiye sahiptir. Onlar kötü alışkanlıkların zararlarını, büyüklerinden daha iyi bilmektedirler. Öyleyse onlar, yaştan gelen büyüklükle değil, bilgiden gelen büyüklükle, anne babalarını bu kötü alışkanlıktan kurtarmaları daha güzel olmaz mı?

    Başkalarına Zarar Vermemek

    Başkalarına zarar vermek, onların haklarına el uzatmak, onlara rahatsızlık vermek ve eziyet etmektir. İslam dini başkalarına zarar vermeyi kul hakkı olarak değerlendirir.Hayatın çeşitli şartlarında ve insanların birbirleriyle ilişkilerinde dikkat etmeleri gerekli pek çok hakları vardır. Kul hakkı, insanların haklarına saygılı olmak, söz ve davranışlarla onlara zarar vermemek demektir. Aynı şekilde bir insana zarar verecek şekilde istemediği sözü söylemeye veya davranışları yapmaya kul hakkı yemek denir. Bun göre, insan haklarına saygı gösterip, zarar vermemek kul hakkına saygı göstermektir. Bu haklara zarar vermeye çalışmak ise kul hakkı yemek demektir. Kul hakkı konusunda Müslüman olan insanla, olmayan arasında bir ayrım yoktur, yapılan her haksızlık kul hakkına girer.Her insanın, en az bir diğer insan kadar yaşama hakkı yanı sıra, eğitim görme, seçme, seçilme, haberleşme, seyahat etme gibi hakları vardır. Toplumsal hayatta dirlik ve düzeni sağlamanın en temel yolu, birbirimizin haklarına saygı göstermektir. Aksi hâlde, toplumda düzensizlik ve kargaşalar oluşur.Dinimiz, birbirimizin haklarına saygı göstermemizi ister. Başkalarının haklarına zarar veren her türlü kötü davranışı da yasaklar. Kul haklarının başında insanın yaşama hakkı gelir. Bu sebeple, insan öldürmek büyük günah sayılmıştır. Yüce Allah, Kur'an'da, "... Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur..." (Maide 32) buyruğuyla, başkalarının yaşama hakkına zarar vermemeyi emreder. Yine bir ayette şöyle buyrulur: "Kim bir mümini kasıtlı olarak öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir." (Nisa 93) Kul hakkı, insanlara zarar verecek her türlü maddî ve manevî davranışla oluşmaktadır. Kur'an'da, "Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın." (Bakara 188) buyrulur.

    Öldürmemek

    Dinler, genel olarak cana kıymayı büyük günah olarak kabul etmişlerdir. Yahudiliğin on emrinden biri “insan öldürmeyeceksin”dir. Hıristiyanlık da insan canına kıymayı büyük günahlardan biri olarak kabul eder. İslam dini bu konuda daha duyarlı davranmış, şöyle buyurmuştur:

    “İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur.” (Maide 32)

    Bir başka ayette de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisa 93)İnsanın doğuştan sahip olduğu temel haklardan biri de yaşam hakkıdır. İnsan hayatı, İslam dini ve yasalar tarafından güvence altına alınmış, suçsuz yere ve kasten bir cana kıymak büyük bir suç sayılmıştır. Can, Allah’ın bir emanetidir. Allah’ın verdiği bu emaneti alma hakkı ancak O’nun iznine tabidir. Peygamberimiz, veda hutbesinde haksız yere cana kıymanın yasaklanmış olduğunu bir kez daha vurgulamış, can, mal ve namusun kutsal olduğunu ve bunlara kastetmenin haram olduğunu belirtmiştir. Dünyanın hiçbir yasasında, haksız yere birini öldürmek cezasız bırakılmamıştır. Bu da insanların, başkasını öldürme konusunda ortak tepkiye sahip olduklarını ortaya koymaktadır. Başkasının canına kastetmek nasıl kötü ve haramsa, insanın kendi canına kıyması da o kadar kötü ve haramdır. Yüce Allah şöyle buyurur:“Kendi canınıza kıymayın, Allah size karşı çok merhametlidir.” (Nisa 29)Yaşam, Allah’ın bize lütfettiği bir nimet ve aynı zamanda bir sorumluluk ve görevdir. Kendi canımıza kıymak bu sorumluluğu yerine getirememek demektir.

    Hırsızlık Yapmamak

    Hırsızlık insan onurunu ayaklar altına alan çok kötü bir davranıştır. Bu yüzden bütün dinler, birinin başkasına ait bir eşyayı gizlice kendi üzerine almasını büyük bir günah ve büyük bir suç saymıştır. İlâhi dinlerin önemli yasalarından biri “çalmamak”tır.Bir kimsenin kamuya ait malları kendi zimmetine geçirmesi, bir çocuğun babasının cebinden habersiz para alması, bir öğrencinin arkadaşına ait bir eşyayı bilerek kendi çantasına koyması birer hırsızlık örnekleridir. Güçlü karaktere sahip olan insanlar, asla hırsızlık yapmazlar. Aynı şekilde Allah’a ve ahiret gününe inanan biri, başkasına ait bir mala el uzatamaz. Çünkü, hırsızlık yaparken kimse görmese bile Allah’ın onu gördüğünü ve bu kötü işten dolayı hesaba çekileceğini bilir. Peygamberimiz, ona tabi olmaya gelen insanlardan hırsızlık yapma da dahil olmak üzere bir çok kötülükten uzak duracaklarına dair söz alırdı. Bu konuda Allah’ın emri vardır:“Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”(Mümtehine 12.)Yoksulluk, insanları hırsızlığa yönlendiren en büyük etkendir. Bu yüzden, yoksul duruma düşmemek için çok çalışmalıyız. Diğer yandan zengin olan insanlar, yoksul olan kimselere yardım elini uzatmalı, onların hırsızlığa mecbur olmalarını önlemelidir. İslam dini, açlık ve aşırı yoksulluk sebebi olmaksızın büyük paralar veya kıymetli eşyalar çalan hırsızlar için çok ağır cezalar koymuş, onları caydırmak istemiştir. Ancak bu ceza, açlıktan dolayı örneğin bir ekmek vb gibi şeyler çalanlara uygulanmaz. Böyle durumlarda İslam dini hırsızı değil, onu bu kötü işe bulaşmasına sebep olan varlıklı insanları sorumlu tutar. Çünkü onlar kendi fakirlerini sahiplenip, onlara yardım elini uzatmış olsalardı, onlar böyle bir suçu işlemeyecekti.Bir arkadaşının kalem veya silgisini çalan bir öğrenci çoğunlukla kendini “o da benim şu eşyamı çalmıştı” şeklinde savunmaktadır. Bu kesinlikle geçerli bir sebep değildir. Yapılan bir hırsızlığın karşılığı yine hırsızlık olamaz. Böyle yapıldığı zaman hırsızlık olayları daha da yaygınlaşır ve bu durum güven ortamını tehdit ettiğinden hepimiz rahatsız olur ve üzülürüz.
    Ne olursa olsun, hırsızlık gibi bir suçla adımıza gölge düşürmemeli, bu kötü huyun bizde yer edinmemesi için, hırsızlığın panzehiri olan başkasına hediye verme, ikramlarda bulunma gibi davranışları kazanmaya çalışmalıyız.

    Yalancı Şahitlik Yapmamak

    Dinlerin yasakladığı kötü davranışlardan biri de yalan şahitlik yapmaktır. Hz. Musa’ya verilen on emirden biri: “Komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın”dır. İslam dini yalancı şahitliği nefretle kötüler ve her durumda doğru şahitlik yapmayı emreder.

    “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa 135)

    Bir başka ayette uyarı daha net ve kesindir:

    “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” (Maide 8)

    Yüce Allah Müslümanları yalan yere şahitlik etmeyen kimseler olarak övmektedir:
    “(O Müminler), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.” (Furkan 75) Yalancı şahitlik bir hakkın kaybolmasına ve hak etmeyen birine hak verilmesine sebep olur ki bu yönüyle kul hakkına girer. Buna bir örnek verelim: Varsayalım ki sınıfın camlarından biri kırıldı. Sizinle geçinemeyen bir arkadaşınız camı sizin kırdığınızı söyleyip iftira atıyor. Sınıftan yine iki kişi, onun yalancı şahitliğini yaparsa okulun idarecileri, camı sizin kırdığınıza ikna olur ve sizi bir şekilde cezalandırabilir. Siz boş yere suçlanmış ve cezalandırılmış olursunuz. Bu, kendinizi kötü hissetmenize ve kalbinizin nefretle dolmasına, şiddet duygularınızın kabarmasına sebep olur.

    Görüldüğü gibi yalancı şahitlik çok kötü sonuçlar doğurmaktadır. Öyleyse kendi aleyhine bu tür yalancı şahitliğin yapılmasından hoşlanmayan kimseler, kendileri de başkalarına bu kötü davranış yapmamalıdır. Ahlâklı olmak bunu gerektirir