• 2 sene önce
  • 0 Yorum
  • 3992 Görüntülenme

İnsanın ruhsal ihtiyaçları

ruhsal-ihtiyaclar5338-s

İnsanın nasıl ki, yeme-içme gibi bedenine ait ihtiyaçları varsa, manevi anlamda doyuma ulaşması için de ruhunun ihtiyaçları vardır. Bir ayette, ruhun gıdasının zikir olduğu bildirilir: \’\’Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.\’\’

Bu ayette insanın ruhsal ihtiyaçlarının başında Allah’a iman ve bize Allah’ı hatırlatacak şeylerle meşgul olmak gerektiği anlatılmaktadır. Bu bağlamda Allah’ı zikir; Kur’an okumak ve onu anlamaya çalışmak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek, yoksulların ihtiyaçlarını karşılamak ve hiçbir an dilimizden ve gönlümüzden onu çıkarmamaktır. Allah’ın en güzel isimlerinden birisi de \’\’el-Mü’min\’\’ olup güven veren anlamına gelir. Ona inanan ve ona güvenen kimseler yegane güven kaynağına tutunmuş olurlar. İşte Allah’tan gelen ilahi öğretiyi diliyle ikrar eden ve kalbiyle tasdik eden kimseye de ‘mümin’ denilir. Müminlik sıfatıyla özdeş olan kimse, kendini güvende hissettiği gibi, aynı şekilde hemcinslerine, tabiat ve bütün bir varlık alanına kendisinden güvende olduğunu hissettirir. İman kişiye varoluşsal bir güvenlik kazandırır. Kur’an-ı Kerim’de; Allah, açlık ve güven kavramları arasında çok yakın bir irtibat kurulur. Açlık ve güven birbirine zıt iki kavramdır. Çünkü gerek maddi bakımdan ve gerekse inanç bakımından her türlü yoksulluğun dibe vurduğu bir toplumda, güven, güvenilirlik ve güven içinde olma gibi durumlar ahlaki açıdan tartışılır. Bu sebeple açlık ve her çeşit güvensizliğin ortadan kaldırılması ancak güven kaynağı olan Allah’a imanla sağlanabilir. Bundan dolayı Kur’an’da: “Sizi açlıktan doyuran ve korkudan emin kılan bu beytin Rabbine kulluk ediniz” buyrulmuştur. Çünkü Allah’a iman, insana toplumsal sorumluluk duygusu ve vazife ahlakı yükler. Varlıklı olan Müslümanlar, Allah’a olan sağlam inançları sayesinde açlık, sefalet ve yoksulluk içinde bulunan kimselerin ihtiyaçlarını yerine getirmekle kendileri bireysel mutluluğu, ihtiyaçları karşılanan kimseler de kendi mutluluklarını sağlamış olurlar. İçte ve dışta barışın sağlanması insanı huzurlu ve mutlu kılar. Kur’an’a göre yardımlaşmanın kesildiği bir toplumda güven ortadan kalkar, büyük fitne ve kargaşalar ortaya çıkar.

Onun için Hz. Peygamber (s.a.v): “Zekat, İslam’ın köprüsüdür.” buyurmuşlardır. İslam’da zekat, sadaka gibi yardımlaşma başta olmak üzere her çeşit zorunlu ve gönüllü yardımlaşma türü, sosyal tabakalar arasında kurulan bir kardeşlik, barış ve güven köprüsü gibi vazifesi görür. Mümin zenginlerin yoksulların ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çabaları, toplumda sosyal güvenliğin sigortasıdır.

Allah’a inanan insan kendini özgür ve güvende hisseder. Çünkü gerçek özgürlük, Allah’a kulluktadır. İnsanı insan kılan şey, hayatı bir bütünlük duygusuyla yaşaması, maddi olanı bütünüyle terk etmemesi ama asıl olanın ruhun arayışı olduğunu fark etmesidir. İşte, sonsuz güvenlik şemsiyesi altına giren bir mümin için hayat, Hz. Peygamber ’in (s.a.v) ifadesiyle, kısa bir gölgeliğe benzer: “Dünya (hayatı) ile benim ilgim, bir ağacın altında gölgelenip sonra da bırakıp giden yolcunun durumu gibidir.”
Her ne kadar iman, bir kimsenin Müslüman olması ve kendisini ruhsal bir güvenlik içinde bulundurması anlamına gelirse de bu imanın ibadetlerle takviye edilmesi gerekir. İbadetlerin şekil boyutu kadar, mana boyutu da önemlidir. Bunlardan birisi eksikse, ibadetlerden pozitif yönde beklenen ahlaki ve ruhsal değişim gerçekleşemez. İbadet hayatının ruh ve manasını; iyi niyet, huşu, ihsan, ihlas, takva ve her şeklin sembolik anlamını kavramak oluşturur. Bundan dolayı bir Müslümanın ibadetle adeti birbirinden ayırması gerekir. Bu da ancak sahih niyetle olur.

Benzer Konular

Yorumlar & Görüşler

Daha önce yorum gönderilmemiş. İlk yorumlayan siz olun!

Yorumunu Gönder

Son Yazılanlar