• 4 hafta önce
  • 0 Yorum
  • 4399 Görüntülenme

Bilgisayar Beyin ve Ruh

Bilgisayar Beyin ve Ruh

 

Bilgisayar Beyin ve Ruh: Ünlü beyin cerrahı Gazi Yaşargil ise, buna katılmadığını söyler: “Beyin, adet üzere şimdi bilgisayara benzetiliyor. Bilgisayarlar beynin imkanlarının pek ufacık bir parçası bile olamaz. Dünyada 500 milyon telefon var deniyor. Beynimizde trilyon üzeri telefonlar işliyor. Nöronların nasıl işbirliği yaptıkları henüz bilinmiyor.”

Bugün beynin nasıl çalıştığıyla alakalı bilinmeyen pek çok şey var. Bunların ne kadarı beyinle, ne kadarı görülmeyen tartılmayan başka bir insani durumla ilgilidir?

Bilgisayarlar karmaşık matematik ve mantık problemlerini kolayca çözecek, bilgi depolayacak, hatasız ve hızlı işlem yapacak şekilde üretilip programlanır. Ancak, duyguları, feraseti, önsezileri yoktur. Üretici ve kullanıcı hata yaparsa, bilgisayar da hata yapar.

Bir bilgisayarda istenen yazı, şekil veya görüntü çok kısa sürede hafızaya alınabilir, sonra tekrar geri çağrılıp eksiksiz kullanılabilir. İstendiğinde tamamen veya kısmen hafızadan silinebilir. Bilgisayarlar insan ürünü olduğundan, hangi prensip ve kanunlarla bu işlemleri yapabildiğini biliriz.

Beyindeki nöronların yapıları, nasıl davrandıkları ve bunlar arasındaki bilgi akışının mekanizması büyük ölçüde biliniyor. Fakat bu durum beyni bir bütün olarak anlamaya yetmiyor. Kanın üç katı yoğunluktaki idrarın böbreklerden nasıl çıktığı, istenmeyen veya fazla olan maddelerin hangi mekanizmalarla atıldığı da büyük ölçüde biliniyor. Diüretik (idrar söktürücü) ilaç vererek idrar artırılabilir. Beta-bloker (sempatik sistemi baskılayan) ilaç vererek kalb atım hızı, aspirin veya heparin (kan sulandırıcı) vererek kanın pıhtılaşması azaltılabilir. Fakat aynı durum beyin için asla söylenemez. Mesela hafızaya kaydetme ve hatırlama işleminin nasıl gerçekleştiği bütün deneylere, teorilere, çalışmalara ve hipotezlere rağmen tam bilinemiyor.

İnsan olarak, arkadaş, eş, patron veya müşteriyle bir problem yaşandığında bunu kafadan atmak için kaç saat, gün, hatta hafta uğraşılır. Bilgisayarda ise, istenmeyen bilgi saniyesinde silinebilir. Bilgisayar bunlardan mutlu olur ve üzülür mü?

İnsan beyni bilgisayar sistemine indirgenemeyecek özelliklere sahiptir. Bir çiçeğe bakınca rengi, kokusu, ahenkli ve sanatlı motifi insan ruhunu ayrı alemlere götürüyor. Hüzünlü hadiseler karşısında insan gözyaşlarını tutamıyor. Başka bir hadiseyle de gülebiliyor. Bu açıdan, beyin ve onu bir makine olarak kullanan ruhun fonksiyonlarına vakıf olmak, onları anlamak gerçekten çok zor olsa gerek.

Mesela huzurlu olmak nasıl bir şey? Birçok insan büyük dünyevi zenginliklere sahip olsa da asla huzurlu olamıyor. Bu, parayla satın alınacak bir şey olsa, her şeylerini feda edebilirlerdi; ama olmuyor. İnsan beyni bilgisayar gibi olsaydı bir tuşla hafızayı boşaltabilir, format atabilir ve bizi mutsuz eden her şeyden anında uzaklaşabilirdik. Dahası, mutluluk ve huzurla alakalı bir yazılım yüklenir, olur biterdi. İnsanlar bunu başaramadıkları için, hakiki sığınağı da bilemeyince uyuşturucuya kaçıyorlar. Fakat zekayı-hafızayı artırmanın ilacı yok. Ancak beslenmeyle veya davranışları ayarlamayla alakalı genel bazı tavsiyelerde bulunabiliyoruz.

Tıp dilinde anksiyete (kaygı, iç sıkıntısı) veya depresyon (hayata küsme) durumlarında verilen ilaçlar, genellikle beyindeki fonksiyonların tamamını köreltiyor. adeta beyin kişiye fazla geliyor da ilaçlarla devre dışı bırakmaya çalışıyoruz. Hekimler bunun ne manaya geldiğini dikkatlice düşünse, ne kadar komik durumda ve aciz olduklarını anlarlar herhalde.

Yıllardır beyin fonksiyonlarını anlamaya çalışan doktorlar şunu söylüyor: Beynimizde bilgilerin nasıl saklandığını/hatırlandığını, duygularımızın nasıl meydana geldiğini, davranışlarımızın nasıl şekillendiğini anlamaya ömrümüz yetmeyecek.

Aynı durum sevmek, nefret etmek gibi fonksiyonlar için de söylenebilir. Mesela evladınız birini seviyor. Siz ise o kişiyi uygun görmüyorsunuz. Fakat evladınızı asla vazgeçiremiyorsunuz. Beyin sadece maddeden ibaret olsaydı, o zaman bunun bir ilacı olurdu. Televizyonun sesini artırıp azaltır veya kanal değiştirir gibi, sevgiyi artırıp azaltamayız. Hiçbir getirisi veya menfaati olmadığı halde bir takımı tutan kişi, ailesini, çoluk-çocuğunu feda edercesine ölümüne davranışlarda bulunuyor. Bunları maddeyle izah etmek asla mümkün değil.

Bilim insanları arasında, insanın duygu, düşünce ve davranışlarının zihin ve beynin sadece maddi taraflarıyla anlaşılamayacağı noktasında giderek bir mutabakat oluştuğu görülmektedir.

Son yıllarda, insanı anlamaya çalışan araştırmacılar üçlü yapıdan bahsetmektedir: beden (body), beyin (brain) ve ruh veya materyalist düşüncede olanlara göre zihin (mind). Bilim adamları bir makine olarak beden ve beynin nasıl çalıştığını belli ölçüde çözdüler. Ancak ruh veya zihnin ne olduğu ve nasıl çalıştığı konusunda öne sürülen görüşler tatmin edici olmaktan henüz uzak.

Ruh, alem-i emirden (sebepler üstü) gelen şuurlu bir varlık olup, maddi değildir. Atomdan bütün gök cisimlerine kadar gözle görülüp, elle tutulan, uzayda bir yer işgal eden, dolayısıyla ölçülebilen maddi varlıklar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar maddi alemi teşkil ederler. İnsan için bu alemde esas olan, madde değil, manadır. Manayı kavrama ve yakalama mümkün olmadığı için, biz onun fonksiyonlarını görür ve ancak bunlarla alem-i emiri anlamaya çalışırız.

Aynı şekilde, itme, çekme ve yerçekimi gibi kanunların mevcudiyeti herkesçe kabul edilmekle birlikte, görülmeleri mümkün değildir. Bizim gördüğümüz, ancak bu kanunların madde alemine akseden fonksiyonlarıdır. Ruh da Allah’ın yarattığı, alem-i emirden bir kanundur. Ancak, diğer kanunlarda şuur bulunmamasına karşılık, insan ruhu şuur sahibidir.

Evet, beyin, hiçbir zaman kendini aşıp da, üstünde hükmünü sürdüren ruha, “Senin mahiyetini bilemiyorum, öyleyse sen yoksun.” gibi bir hezeyanla hitap edemez. Zira beynin kendi üstündeki mükemmel gücü kavrayabilmesi için, elindeki o geçmez akçeleri, kifayetsiz sermayeyi, kıt, yetersiz materyali ve maddeyle sınırlı duyularını aşarak, bilkuvve kendinde mevcut olan bütün cihazları kullanması gerekir ki, ancak bu suretle, iç içe girift binlerce çember içinden ve gittikçe büyüyen daireler arasından geçip, ruh gibi sahilsiz bir denizin mahiyetini kavrama sınırına yanaşabilsin. Bu ise, yaratılmış şu madde aleminde mümkün değildir.

 

Yorumlar & Görüşler

Daha önce yorum gönderilmemiş. İlk yorumlayan siz olun!

Yorumunu Gönder

Son Yazılanlar