Atatürk'ün Laiklik Anlayışı

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve Eylem tarafından 17 Ekim 2017 başlatılmıştır.

  1. Eylem

    Eylem Süper moderatör Yönetici

    Katılım:
    15 Kasım 2012
    Mesajlar:
    1.844
    Atatürk’ün Laiklik Anlayışı

    Atatürk, dini kutsal bir kurum olarak görüyordu. Onun çıkar aracı olarak kullanılmasına, politikaya alet edilmesine karşı çıkıyordu. O, Bağlı bulunmakla inanmış ve mutlu olduğumuz islam dinini, yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yükseltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdanlarımızı karışık ve türlü renkte bulunan ve o her türlü çıkarlarla tutkuların alanı olan siyasetten ve siyasetin bütün ögelerinden bir an önce ve kesinlikle kurtarmak, milletin, dünya ve ahiret mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. Ancak böylece İslam dininin yüceliği gerçekleşir.” diyerek bu konudaki görüşünü açıkça ortaya koymuştur.

    Atatürk laikliği şöyle tanımlar: “Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm vatandaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.”" O, laikliği dinsizlik olarak görmek isteyen kişilere şöyle cevap verir: “Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.”

    Atatürk’ün laiklik anlayışına göre din bir vicdan meselesidir, din ve devlet işleri mutlaka birbirinden ayrı yürütülmelidir. Onun bu konuyla ilgili sözlerinden ikisi şöyledir:

    “Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz." “Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.”