Churchill ve Çanakkale

Konusu 'Cumhuriyet Tarihi' forumundadır ve Eylem tarafından 30 Ekim 2017 başlatılmıştır.

  1. Eylem

    Eylem Süper moderatör Yönetici

    Katılım:
    15 Kasım 2012
    Mesajlar:
    1.844
    Churchill ve Çanakkale


    Yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti dört cephede savaş veriyor, sürekli toprak kaybediyordu. İngiltere daha 1906'da Çanakkale Boğazı'nı kuvvet kullanarak geçme plânı yapmış ve buna yönelik geniş bir rapor hazırlamıştı. Buna gerekçe olarak da; "Rusya'nın yaşadığı iç problemler ve ihtiyaç duyduğu destek" gösteriliyordu. Rusya'nın, Çanakkale Boğazı'nın kapalı oluşunu bahane etmesi ve "tek başına bırakıldığında İttifak Devletleri'yle barış imzalamak mecburiyetinde kalacağını" söyleyerek İtilaf Devletleri'ni bir nevi tehdit etmesi de bu gerekçenin farklı kelimelerle ifadesinden ibaretti.1 Raporda en dikkat çeken nokta, "böyle bir plânın başarı şansının çok az olduğu"ydu.2 Çünkü Boğazları sadece denizden saldırarak geçmek mümkün görülmemekteydi. İngiltere'nin böyle bir plân geliştirme noktasına gelmesinde, "İngiliz Bahriye Nazırı Winston Churchill'in Çanakkale takıntısı" olabileceğine dâir önemli ipuçları vardır.

    Büyük hesaplaşma (Dünya Savaşı) başladığında da, Churchill; "Doğu'ya açılan bir kapı olan Süveyş Kanalı ile Mısır'daki İngiliz menfaatlerinin korunması ancak Gelibolu'ya taarruz ve İstanbul'u ele geçirmekle mümkündür."3 görüşünü savunuyordu.

    Aklı ve iradesi uzun süredir zaafa uğramış Osmanlı Devleti'nin bir oldu-bittiyle savaşa sokulmasına henüz iki ay vardır. İngiliz Bahriye Nazırı Churchill, İngiliz Deniz Misyonu Başkanı Tuğamiral Mark Kerr'e gönderdiği 4 Eylül tarihli mektupta enteresan emirler vermektedir: "... Yunan generalleri ve donanma subaylarıyla temasa geçmemiz faydalıdır... Çanakkale Boğazı'nı açarak ortak donanmayla Marmara'ya çıkıp oradaki Türk ve Alman savaş gemilerini batırdıktan sonra Rusya'nın Karadeniz kuvvetleri ve donanmasının desteğiyle duruma hâkim olmalıyız... Bundan böyle Osmanlı Devleti'nin çıkarlarını ve devlet bütünlüğünü düşünemeyiz."4

    İstanbul'daki İngiliz Büyükelçi L. Mallet, 27 Ağustos 1914 tarihli gizli telgrafında; "Osmanlı topraklarına taarruz için en uygun yerin İran Körfezi veya Suriye kıyıları olduğunu, buralarda Türk birliği olmadığını ve deniz harekâtı için bu noktaların değerlendirilmesinin yerinde olacağını" belirtmişti.

    Churchill, askerlerin ve uzmanların bütün uyarılarına rağmen bu saplantısına destek bulmak için bir sebep daha sunuyordu: "Almanya'nın, Avrupa dışında, asla vazgeçemeyeceği bir yerde yeni bir cephe açarak birliklerini oraya kaydırmalarını sağlamak..."5 Bu cephe Gelibolu'ydu! Askerî ve siyasî otoriteler ise, ona göre daha makul düşünüyorlardı: "Madem Mısır'daki varlığımızın korunması esas. Bu durumda Suriye sahilleri, İzmir kıyıları veya Selanik gibi yerlerin ele geçirilmesi kâfidir. Boğaz'dan çıkacak Osmanlı deniz gücü buralarda kolayca durdurabilir."6

    Fakat Churchill, kulağını bu senaryoya tıkamıştı. Hâlbuki bir "bahriye nazırı" olarak, ünlü İngiliz Amirali Nelson'un 18. yüzyılda yaptığı, "Bir kara kuvvetinin desteğini almadan sahildeki istihkâmlara saldıran denizci delidir!"7 tespitini dikkate alması gerekirdi.

    Churchill'in Çanakkale Boğazı takıntısının sebebi neydi? Bunu öğrenebilmek için, akademik çalışmalarının neredeyse tamamı Churchill üzerine olan ve hâlen Churchill Koleji'nde çalışan İngiliz Tarihçi Dr. Warren Dockter, önemli bir kaynaktır. Dockter yeni kaleme aldığı, "Churchill and Islamic World" isimli kitabı vesilesiyle kendisiyle yapılan mülâkatta Churchill'in ihtirasları hakkında ilginç ipuçları vermektedir:8

    1895'te genç bir subay olarak Hindistan'a giden Churchill için Büyük Britanya Krallığı'na hizmet etmek çok heyecan vericidir. "Daha gençliğinde alevlenen ve hiç eksilmeden ömrünün son gününe kadar devam eden macera veya şöhret kazanma tutkusu harekete geçmiştir. Tek problem, hangi tarafta olacağından pek emin değildir." Daha sonra "Sudan ve Mısır gibi Müslüman sömürgelerdeki hürriyet hareketlerini bastırma" görevinde bulunan Churchill, bir taraftan da İngiliz gazeteleri için bir nevi savaş muhabirliği yapar.

    Churchil, dönemin "Fantastik Doğu/Oryantalizm" anlayışından öyle etkilenmişti ki, bu bölgeye nüfuz edebilme tutkusu son nefesine kadar yakasını bırakmadı. Bu sebepledir ki muhalifleri onu dâima "bir Doğu sultanı yahut Arap bedevisi" olarak karikatürize edeceklerdi. Evet, "Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesiyle çok ilgileniyor, sık sık Mısır'a ve Fas'a seyahatler plânlıyordu. Hattâ mektuplarında -bu bölgelere daha iyi nüfuz edebilmek adına- Osmanlı ordusunda bir subay olarak çalışmak istediğinden söz açıyor ve yaşadığı ilginç bir karşılaşmadan bahsediyordu. Osmanlı-Yunan Savaşı yıllarına denk gelen bir gemi yolculuğunda; ilginçtir, tam aksi düşünceyle harekete geçen yani Yunan ordusu saflarında mücadele etmeye karar vermiş bir başka İngiliz subayıyla karşılaşmıştı: Ian Hamilton!" Nitekim bu ikili, yıllar sonra Çanakkale cephesinin iki kudretlisi olarak tekrar karşımıza çıkacaktır. Evet, Büyük Krallığın subayları bölgeye müthiş ilgi duyuyor ve bir sebeple (!), ya Osmanlı Devleti'nin içinde veya karşısında, bir şeylerin mücadelesini veriyorlardı. Fakat Churchill, arkadaşı Hamilton'u bu tercihinden ötürü çok mantıklı görmüyor ve nedense "çok romantik" buluyordu.

    Churchill'in bir asker olarak söz konusu hayallerine erişemeyeceğini anlaması pek uzun sürmedi ve hiç tereddüt etmeden ordudan ayrılarak "Doğu"ya bu defa bir gazeteci olarak gitti. Çevresindeki bazı akrabaları, onun bölgeye olan tutkusunu; "İslâmiyet'e ilgi duyduğu" yönünde değerlendirse de o, gördüğümüz kadarıyla hem kendi yazışmalarında ve hem de uzmanlara göre, "ömrünün sonuna kadar mânevîyata pek yakın durmadı; aksine laik ve akılcı tavrını her fırsatta öne çıkardı."

    Bir gazeteci olarak "Doğu"ya (Hindistan) dönen Churchill'in aklı başka yerlerde, başka plânlardadır. Henüz "Cihan Harbi"ne çok zaman vardır; Fakat o, Çanakkale'ye takılmış ve Boğaz'da girişilecek bir savaşın senaryoları üzerine kafa yormaktadır! Birmanya'da (Myanmar) gazetecilik yapan, çeşitli gazete ve dergilerde araştırma yazıları ve hikâyeleri çıkan Churchill'in, 1897'de McMillan's Magazine isimli dergide bir hikâyesi yayınlanır.9 "Savrola: Lavraniya'daki Ayaklanmanın Hikâyesi" adıyla yayımlanan bu metinde çok mânâlı bir kurgu vardır. Daha sonra kitap olarak da yayımlanan bu hikâyenin konusunu bizzat Churchill'in cümlelerinden takip edelim: "...Büyük zırhlılardan oluşan güçlü bir donanma, geniş bir boğazı zorlamaktadır. Maksat, bu boğazı geçerek despot bir yöneticiye karşı ayaklanma başlatmış olanları desteklemek ve bir başşehri ele geçirmektir..."

    "Başşehre ulaşmak için geçilmesi gereken bu boğaz..." 20 yıllık bir hayalin cümlelere bürünüp çıkmış hâlinden başka bir şey değildir! Belli ki kahramanımız, "Çanakkale Boğazı'ndan geçerek İstanbul'u ele geçirmek" hayaliyle ciddi mânâda uğraşmış ve senaryolar yazmıştır. Nitekim tutkusuna ulaşabilmek için gazeteciliğin kâfi olmadığını gören Churchill, 1900 yılında siyasete atılacak ve ilk görevi de ne enteresandır ki "Sömürgeler Müsteşarlığı/Sekreteri" olacaktır.

    Churchill'in bu bölgeye dair takıntısının ilk farkına varan da İngiliz Başbakanı Asquith olacaktır. İngiltere Başbakanı, 5 Ocak 1915'te, Boğaz Harbi'ne aylar kala yaptığı açıklamada bu tespitini net bir şekilde ifade etmektedir: "...Churchill, kafasını Osmanlı Devletine ve Bulgaristan'a takmıştır. O, Çanakkale'de cesur bir maceraya atılmak istiyor!.. Ben böyle bir şeye karşıyım."10

    Elhasıl Churchill, yıllardır hayalini kurduğu macerayı gerçekleştirecek ve sadece Çanakkale'de yarım milyon genç, "gök ekini biçer gibi" biçilip toprak olacaktır. Fakat hayaline yine ulaşamayacak, 19 Mart 1915 tarihli gazetelerdeki "yenilmez armada"nın geri çekildiği haberi, Churchill ile beraber; "Boğazı muhakkak geçeceğiz!" inadına ortak olan İngiliz devlet adamlarını ve diğer müttefikleri şoka sokacaktır. İngiliz Gazeteci Bartlett, 18 Mart günü yaşananları, gazetesinin okuyucularına şu cümlelerle özetlemekteydi: "Türklerin Avrupa'daki günlerinin sayılı olduğunu herkes biliyordu. Ne var ki bu işin zorluğunu ve Türklerin insanüstü kahramanlık ve fedakârlık göstereceğini de inkâr edemeyiz."11

    Lloyd George'a göre, Çanakkale'de yaşanan bu hezimet, Dünya Savaşı'nı iki yıl daha uzatmıştı. Churchill ise şu tespitte bulunmaktaydı: "1915 yılında bütün Avrupa'da milyonlarca insan bir ölüm kalım mücadelesine girişmişti. Büyük taarruzlar yapılmaktaydı... 4-5 bin harp gemisi denizlerde hareket hâlindeydi. Fakat Nusrat gemisinin gizlice döktüğü 20 mayın harbin devamı ve dünyanın geleceği bakımından diğer bütün gayretlerden daha mükemmel ve kesin netice vermiştir."12

    Evet, milyonlarca asker ve sivil, bir takıntının bedelini canıyla ödemişti. Peki ya Churchill? Osmanlı Devleti'ne diz çöktürmek ve bu coğrafyadaki Müslümanları geldikleri yere geri püskürtmek hayaliyle yaşayan Churchill, siyasî kariyerini yerle bir eden bu hezimetin acısını hiç unutmadı. Tekrar sahneye çıkmak için "İkinci Büyük Savaşı" bekleyecek olan kahramanımızın, "yenildiği coğrafya" ile ikinci teması, 1943'te gerçekleşti. Fakat nedendir bilinmez, boğazlardan uzak duruyor ve İsmet İnönü ile yapacağı söz konusu görüşmenin yeri olarak Adana'yı seçiyordu.13

    Sonraki karşılaşma ise artık siyasetten emekli olduğu 1959 yılındaydı. Temmuz ayında, ünlü armatör Onasis'in yatıyla çıktığı Akdeniz turunda hiç hesapta yokken Türk devlet yetkilileri ile görüşmesi gündeme geldi ve yat, 4 Ağustos günü İzmir Limanı'na yanaştı. Türk makamlarının ısrarlı daveti üzerine ertesi gün rotayı İstanbul'a çevirdi. Çanakkale Boğazı'ndan geçerken sahildeki İngiliz askerî mezarlığını ziyaret etmeyip güverteye dahi çıkmadı. Lüks yat İstanbul'a vardığında da Menderes başta olmak üzere bütün görüşmelerini gemide yaptı. Bir ara Onasis'in arabasıyla hızlı bir şehir turu ve Patrikhane ziyaretinin ardından tekrar gemiye döndü. Başbakan Menderes'in, geceyi bir otelde geçirmesi davetini ise reddetti.14

    Churchill, kariyerini karartan hezimetin diğer sorumlusu olarak gördüğü "Anzac"ları da unutmadı. İdaresinde İngiltere'nin ciddi söz sahibi olduğu Avustralya ve Yeni Zelanda'ya hayatı boyunca bir defa bile gitmediği gibi bu ülkelere daima soğuk ve mesafeli kaldı.