Osmanlı İmparatorluğunda Yönetim Anlayışı - özet

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Ceren tarafından 29 Eylül 2018 başlatılmıştır.

  1. Ceren

    Ceren Süper moderatör

    Katılım:
    4 Kasım 2014
    Mesajlar:
    2.247
    Osmanlı İmparatorluğunda Yönetim Anlayışı - özet

    Osmanlı Devletinde Yönetim Anlayışı

    Osmanlı İmparatorluğunda yönetim bicimi, ilk Türk devletlerinden gelen töre ve Türk İslam Medeniyeti’nin etkisi ile fethedilen yerlerdeki yönetim anlayışı etrafında şekillenmiştir. Osmanlıların yönetim sistemi, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’ne kadar monarşik bir özellik taşırken 1517 tarihinden itibaren halifeliğin Osmanlı’ya geçmesiyle devlet yönetimi monarşik yapının yanında teokratik (dine dayalı) bir yapıya da bürünmüştür. Fakat Osmanlı Devleti’nin teokratik yönetim anlayışı kendine has özellikler taşımıştır. Osmanlı Sultanı, halife ünvanını kullanmanın yanı sıra dini görüş ve fetvaları şeyhülislamdan almıştır. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan beri ülkeyi yönetme yetkisi, eski Türk geleneklerinde olduğu gibi hanedan üyelerine aitti. Bu sebepten padişah olan kişi malikü’l mülk, yani ülkenin ve devletin tek sahibiydi.

    Osmanlı İmparatorluğunda ilk zamanlarda hükümdar, önemli meselelerde tek başına karar vermezdi. Bürokratları, ulemayı ve kumandanları toplantıya çağırarak onlara da danışırdı. Bu danışma işlemi daha sonraki senelerde ilk Türk İslam devletlerinde olduğu gibi divan adı verilen meclis tarafından yerine getirilmiştir. Divanda devlet meseleleri görüşülür fakat son kararı yine padişah kendi veriyordu.
    Padişah mutlak yetkiye sahip olmasına karşın bu yetkiyi keyfi kullanmaz; kanun, nizam, örf ve İslam hukukunu da dikkate alarak kararlarını ona göre verirdi. Fatih Sultan Mehmet zamanında yayınlanan Fatih Kanunnâmesi (Kanunnâme-i Âli Osman) ile birlikte örfe dayalı hukuk sistemi, yazılı hâle getirilmiştir. Osmanlı İmparatorluğunda kuranların vatanına verdiği önem ve vatanlarına yükledikleri anlam nedeniyle devlet, yöneten ve yönetilenler tarafından kutsal kabul ediliyordu. Devletin kutsallığı anlayışı Devlet-i Aliyye (yüce devlet) kelimesi ile bütünleştirilmiş ve Osmanlı Devleti’nin resmi adı da Devlet-i Aliyye olmuştur.

    Devletlerin kurulduğu coğrafyalar, onların yönetim anlayışlarını nasıl etkilemiştir?

    Osmanlı İmparatorluğunu, yönetenler ve yönetilenler olarak iki sınıfa ayrılmıştır. Yönetenler kendi içinde seyfiye, kalemiye ve ilmiye sınıfını oluştururken; yönetilenlere ırk, dil ve din ayrımı yapılmadan reâya (tebaa/halk) denilmiş ve reâyaya karşı izlenen İstimalet Politikası (gönül alma) sonucunda oldukça adaletli davranmışlardır. Ayrıca bu istimalet politikası sonucunda Bosna Hersekliler gibi bazı Balkan toplulukları Türk İslam kültürünü benimsediler. Devlet işlerinde son zamanlarda Müslüman olmayan unsurlar yani Zımmîler de görev almıştı. Özetle tevdî-i emanet denilen işi ehline verme anlayışı uygulanmıştır. Osmanlı Devleti, tebaasından olan Hristiyan ailelerden devşirme sistemiyle alınan çocukları eğiterek, bunların asker olmasını veya devletin önemli kademelerinde yer almasını sağlamıştır. Kul sistemi adı verilen bu sistem ile yetişen kişiler, devlet yönetiminde sadrazamlığa kadar yükselmişlerdir. Sokullu Mehmet Paşa da bu sadrazamlardan birisidir.


    Osmanlı Devleti birçok milletten oluşmasına rağmen bu unsurları bir arada tutmayı başarmış, devlet içindeki bütün unsurlara eşit ve adaletli davranmıştır. Halka eşit davranan Osmanlı Devleti, çoklukta birlik olma anlamına gelen, Kesrette Vahdet düşüncesini bütün dünyaya göstermiştir. Osmanlılarda devletin sonsuza kadar yaşayacağına inanılmış ve bu anlayış Devlet-i Ebet Müddet olarak ifade edilmiştir. Cihan Hâkimiyeti Ülküsü’nden hareketle, devletin sonsuza kadar yaşamasının Kanun-ı Kadim (Kanunnâme-i Âli Osman) ile mümkün olacağına inanan Osmanlı devlet yöneticileri, Nizam-ı Âlem için bir başka deyişle devletin dirlik ve düzenini sağlamak ve dünyaya düzen vermek için özel çaba göstermişlerdir..